Ticari Gayrimenkulde Boş Bekletmek mi, Fiyat Düşürmek mi?

 

Ticari gayrimenkul pazarlamasında en sık karşılaşılan durumlardan biri şudur: Mülk ilana çıkmıştır, günler geçmektedir, haftalar birbirini izlemektedir ama telefon çalmamaktadır. Bu noktada mülk sahibinin aklına iki seçenek gelir. Ya bekleyecektir ya da fiyatı düşürecektir. Ancak bu iki seçenek arasında karar vermeden önce, bekleme süresinin ne anlama geldiğini ve bu sürenin mülke ne yaptığını anlamak gerekir. Çünkü ticari gayrimenkulde zaman, sadece akıp giden bir takvim sayfası değildir. Zaman, mülkün değerini, imajını ve pazardaki algısını doğrudan şekillendiren kritik bir faktördür.

 

Ticari Gayrimenkulde Bekleme Süresi Ne Zaman Tehlikeye Girer?

 

Bir depo, fabrika, dükkan, mağaza ya da plaza ilana çıktığında potansiyel alıcı ve kiracılar o mülkü yalnızca fiziksel özellikleriyle değerlendirmez. Aynı zamanda o mülkün piyasada ne kadar süredir beklediğine de bakarlar. Bu bakış açısı son derece önemlidir çünkü uzun süre ilanda kalan ticari gayrimenkuller, zamanla zihinlerde istem dışı bir soru işareti oluşturmaya başlar: “Bu mülk neden hâlâ satılmadı? Neden kimse kiralamadı? Bir sorunu mu var?”

Bu algı bir kez yerleşmeye başladığında, mülkün gerçekte hiçbir sorunu olmasa bile pazarlama süreci zorlaşır. Ataşehir’de, Ümraniye’de ya da Ferhatpaşa’da iyi konumda olan bir ticari gayrimenkul bile uzun bekleme sürecinin yarattığı bu olumsuz algıdan nasibini alabilir. Piyasada deneyimli yatırımcılar ve kurumsal kiracılar, bir mülkün ilanda kaç aydır durduğunu mutlaka araştırır. Altı ay, sekiz ay, bir yıl gibi süreler onların gözünde ciddi bir uyarı işareti haline gelir.

Dolayısıyla bekleme süresinin tehlikeli olmaya başladığı nokta, mülkün fiziksel sorunlarından çok algısal sorunların devreye girdiği andır. Ve bu noktaya gelindiğinde iş çok daha zor bir hal alır.

 

Mülkünüz Neden Satılmıyor ya da Kiralanmıyor Olabilir?

 

Ticari gayrimenkulün uzun süre elde kalmasının arkasında her zaman tek bir neden yoktur. Ancak nedenlerin büyük çoğunluğu birkaç temel başlık altında toplanır.

İlk ve en yaygın neden fiyattır. Piyasa değerinin üzerinde fiyatlandırılmış bir ticari gayrimenkul, ne kadar iyi konumda olursa olsun, alıcı bulmakta zorlanır. Küçükbakkalköy’de ya da İçerenköy’de çok iyi bir lokasyonda bulunan bir mağaza ya da dükkan bile, rakamlar gerçekçi değilse ilgi görmez. Alıcılar ve kiracılar piyasayı iyi takip eder. Benzer mülklerle kıyaslama yapar ve fazla fiyatlı buldukları seçenekleri hızla elenme listesine alırlar.

İkinci neden gayrimenkul pazarlama yetersizliğidir. Mülkü yalnızca birkaç ilan platformuna yükleyip sonucu beklemek, günümüzde artık yeterli değildir. Özellikle büyük ölçekli ticari gayrimenkuller, yani fabrikalar, antrepolar, komple binalar ve plazalar söz konusu olduğunda pasif pazarlama neredeyse hiç işe yaramaz. Doğru alıcı kitlesi bu platformları her gün taramaz. Onlara ulaşmak için aktif, hedefli ve çok kanallı bir pazarlama stratejisi gerekir.

Üçüncü neden ise mülkün fiziksel eksiklikleridir. Esenkent ya da Esenşehir’de bir depo ya da endüstriyel tesis düşünün. Yükleme rampası yetersizse, tır veya kamyon yanaşması güçse, iç yüksekliği modern lojistik operasyonlar için uygun değilse bu mülk rakipleriyle aynı fiyat kategorisinde yer alamaz. Bu eksiklikleri görmezden gelerek beklemek ise sorunu çözmez, yalnızca süreyi uzatır.

 

Fiyat Düşürmek Zayıflık mı, Akıllıca Bir Karar mı?

 

Bu soru mülk sahiplerinin zihninde sıkça döner. “Fiyatımı düşürürsem zayıf görünür müyüm? Alıcı bunu fırsat bilip daha da aşağı çekmeye mi çalışır?”

Bu endişe anlaşılırdır ancak konuya farklı bir açıdan bakmak gerekir. Fiyat düşürmek değil, fiyatı doğru konumlandırmak meselesidir burada. Eğer bir mülk piyasa değerinin çok üzerinde ilana çıkmışsa ve bu nedenle uzun süredir alıcı bulamıyorsa, fiyat revizyonu zayıflık değil gerçekçiliktir.

Asıl zayıflık şu tablodadır: Yüzde yirmi şişirilmiş bir fiyatla ilana çıkan bir ticari gayrimenkul, aylarca bekliyorsa ve ardından kademeli olarak fiyat düşürülüyorsa, bu hareket alıcı gözünde gerçekten güvensizlik yaratır. Örneğin; Sanayi ve Plazalar bölgesi Şerifali’de satışa çıkan bir mülkün ilk ilanda yüksek tutulup sonra her ay biraz daha düşürülmesi, o mülke “satılamayan mülk” damgası vurur. Oysa baştan gerçekçi bir fiyatla piyasaya girilseydi, bu damga hiç oluşmayacaktı.

Doğru yaklaşım şudur: Mülkü ilana çıkarmadan önce rakip piyasa analizi yapılmalı, bölgedeki benzer ticari gayrimenkullerin satış ve kira değerleri incelenmeli, mülkün özellikleri bu değerlerle karşılaştırılmalı ve gerçekçi bir fiyat belirlenmelidir. Baştan doğru yapılan bu çalışma, hem bekleme süresini kısaltır hem de fiyat düşürme zorunluluğunu ortadan kaldırır.

 

Boş Bekletmenin Görünmeyen Maliyeti Nedir?

 

Boş duran bir ticari gayrimenkulün maliyeti yalnızca elde edilemeyen kira gelirinden ibaret değildir. Bu nokta çoğu mülk sahibi tarafından yeterince hesaba katılmaz.

Her şeyden önce mülk boş dururken sabit giderler devam eder. Aidat ödemeleri, bakım giderleri, sigorta primleri ve vergisel yükümlülükler mülk dolu da olsa boş da olsa sürmeye devam eder. Misal; Yukarı Dudullu’da ya da Dudullu Organize Sanayi Bölgesi’nde boş bekleyen bir fabrika ya da depo için bu giderler her ay birikmektedir.

Bunun yanı sıra fırsat maliyeti de göz ardı edilmemelidir. Mülk kiralanmış ya da satılmış olsaydı, elde edilen gelir başka yatırımlara yönlendirilebilirdi. Boş geçen her ay bu fırsatın da kaybedilmesi demektir.

Bir de psikolojik maliyet vardır ki çoğu zaman en yıpratıcı olan budur. Uzun süre çözüme kavuşturulamayan bir mülk, mülk sahibi üzerinde ciddi bir baskı ve stres yaratır. Bu baskı zamanla daha kötü kararlar alınmasına zemin hazırlayabilir. KADOSAN ya da IMES gibi organize bölgelerdeki deneyimli yatırımcılar bu psikolojik baskının ne kadar belirleyici olduğunu iyi bilir.

 

Doğru Fiyatı Bulmak: Piyasayı Okumak mı, Sabit Kalmak mı?

 

Ticari gayrimenkulde fiyatı doğru belirlemek, masa başında yapılan bir hesapla değil, sahayı yakından okuyarak mümkün olur. Piyasanın nabzını tutmak, bölgedeki benzer mülklerin ne kadar sürede el değiştirdiğini takip etmek ve alıcı profilini doğru analiz etmek bu sürecin temel taşlarıdır.

DES bölgesinde ya da Kayışdağı’nda bir ticari mülkü satışa ya da kiralamaya çıkarmadan önce şu sorular mutlaka yanıtlanmalıdır: Bölgede benzer mülkler hangi fiyat aralığında işlem görüyor? Alıcı profili yatırımcı mı, kullanıcı mı? Mülkün lokasyon avantajları ya da dezavantajları fiyata nasıl yansıtılmalı?

Bu soruları yanıtlamadan belirlenen fiyatlar ya çok düşük kalır ve mülk sahibi zarara uğrar ya da çok yüksek olur ve mülk aylarca elde kalır. Her iki durum da istenmeyen bir sonuçtur. Sabit kalmak ise tek başına bir strateji değildir. Piyasa koşulları değişir, talep dalgalanır, rakip mülkler devreye girer. Bu dinamik ortamda fiyatını bir kez belirleyip sonsuza kadar aynı rakamda ısrar etmek gerçekçi bir beklenti değildir.

 

Sonuç: Beklemek mi Kazandırır, Hareket Etmek mi?

 

Ticari gayrimenkulde beklemenin bir strateji olarak işe yaradığı durumlar son derece sınırlıdır. Piyasanın yükseliş trendinde olduğu ve mülkün gerçekten değerinin altında fiyatlandırıldığı nadir koşullarda beklemek mantıklı olabilir. Ancak bu koşullar dışında beklemek, çoğu zaman yalnızca maliyeti artırır ve mülkün pazardaki algısını zayıflatır.

Kazandıran şey harekettir. Bu hareket doğru fiyatla piyasaya girmek, aktif ve çok kanallı bir pazarlama stratejisi yürütmek, mülkün fiziksel eksikliklerini zamanında gidermek ve sahayı yakından takip eden uzman bir ticari gayrimenkul danışmanıyla iş birliği yapmaktan geçer. Yeni Çamlıca’dan Ferhatpaşa’ya, Şerifali’den Esenşehir’e kadar İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki geniş ticari gayrimenkul koridorunda her gün yüzlerce mülk el değiştirir. Bu el değişiminin arkasında tesadüf yoktur. Doğru fiyat, güçlü pazarlama ve aktif saha çalışması vardır. Bekleyenler değil, doğru adımı atanlar kazanır.

 

error: İçerik koruma altındadır!!
Call Now Button